Kategoriler
Genel Kişisel

Bilim Devrimi: Değişim Çağı

Tarih, onu değiştirenleri kitabında barındırır. Ama iyi ama kötü. Şu bir gerçek ki evreni anlamlaştırma yolunda iz bırakanlar asırlar boyunca anılmaya devam ederler. Tıpkı 8 Ocak’ta Galileo ve 19 Nisan’da Darwin’i andığımız gibi. Bu bilim insanları öldükten sonrasında da iz bırakmaya devam etti. Başlattıkları anlamlaştırma serüveni, insanı canlıların en üstünü ve evrenin merkezi konumundan gerçeklerle yüzleşmeye ve onların var olan inanç duvarlarının yıkılmasını şüphe, merak ve bilimsel metodoloji ile sağladı. Buna karşı gelenler ise bilgiyi hiçbir düşünce, tecrübe veya gözleme tabi tutmadan reddederek, sorgulayanları yargıladı.

1548 yılında İtalya’nın Napoli Krallığı’nda Campo de’ Fiori meydanında başladı olguların, inanç bütünüyle savaşı fakat her şeye rağmen; “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.” Dedi. Diri diri yakılmadan önce matematikçi ve felsefeci Giordano Bruno. Onun suçu ünlü gökbilimci Nicolaus Copernicus’un Güneş Sistemi’nin tarifini ve gezegenlerin güneşin merkezde olduğu sabit yörüngeler üzerinde hareket ettiğini kabul eden günmerkezlilik yasasını savunmasıdır. Evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söyledi. Ona, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi. Ama o gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermedi.

Otoriteye ve ideolojiye aykırı görüşler beslemesi sebebiyle 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edildi ve Roma’da diri diri yakılarak idam edildi.

(Bruno’nun, yakıldığı Campo de’ Fiori meydanında bulunan heykeli)

Giordano Bruno’nun ölümünü isteyenler onun ölümünü bildirirken bile ondan daha çok korkuyorlardı. Bu korku hissi eylemler bütünü karşısında değil düşünceler bütünü karşısında duyuluyordu. Nitekim Bruno, ölümünden sonra geçen 420 yılın ardından anılıp, düşünceleri anlamlaştırılırken onun ölümüne neden olan hakimler hiçliğe karıştı… O haklıydı ve değişim henüz yeni başlıyordu.

Her şeye rağmen dünya dönüyor muydu? 

1609 yılında anlamlaştırma merakını gözlerini gökyüzüne çevirerek sağlamış bir astronom, Galileo Galilei önce Ay’ı gözledi ve Ay yüzeyinde dünyadaki dağları ve vadileri andıran pürüzleri saptadı. Ay yüzeyi, Aristoteles’in ileri sürdüğü gibi pürüzsüz ve mükemmel değildi.

(Galileo’nun “İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalogları” kitabından; 1610’da Venedik’te İngiliz elçisi olan Henry Wootton’un Kral I. James’a yazdığı mektuptan bir alıntı):

-Saygıdeğer Kral Hazretleri, Galileo isimli astronom Ay’ın dağlık taşlık bir yer olduğunu söylüyor.
-Ne!? Hani kristal bir küreydi Ay?

Ancak 1610 yılının Ocak ayına geldiğinde gözlerini Jüpiter’e çeviren Galilei, Jüpiter’in çevresinde yıldız gibi beliren cisimlerin zamanla konum değiştirdiğini gözlemledi ve gözlemsel astronominin düşünce ve inanca karşı olan devrimi gerçekleşti. Bu zamana kadar konumunu değiştiren bu cisimler Jüpiter’in en büyük 4 uydusuydu. Nasıl olabilirdi? İnsanlar binlerce yıl boyunca evrendeki tüm gökcisimlerinin Dünya’nın etrafında döndüğüne inanıyordu. Oysa ki yanılmışlardı. Gözlerini gökyüzüne çevirme arzusu, yüzlerce yıllık inanış ve önyargıları kırarak Dünya’nın evrende benzeri de bulunan ve aslında sıradan bir gökcismi olduğu düşüncesini doğurdu. Bu keşfin sonucunda Galileo’ya karşı gelenler bilgiyi hiçbir düşünce, tecrübe veya gözleme tabi tutmadan reddederek onu Roma Engizisyonu’nda yargıladı. Evet, her şeye rağmen dünya dönmeye devam ediyordu. Galileo’nun ardından yeni bir sayfa açıldı ve başlatmış olduğu bu devrim, akabinde birçok astronoma ışık tutarak gökyüzünün keşfedilmeye açık bir okyanus olduğunu gösterdi. Fakat Galileo davasında bir sınav verildi. O sınav, bilimsel gerçekliğin Katolik Kilise’nin yargısıyla sınavıydı. Gerçeğin, siyasi erk ve onun güdümündeki yargıyla sınavına değil tam tersi olan siyasi erk ve onun güdümündeki yargının olgularla olan sınavı gerçekleşti. Tarih içinde oluşan yargı aslında sınavdan geçenin gerçeğin kendisi olmadığını ve gerçeğin sınavdan geçiren olduğunu bizlere gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Bu sınav henüz bitmiş değil. Günümüzde de bu mücadeleyi vermekte ve olgular, yönetimin ideoloji bütünleri ile şekillendirilerek mahkeme kararlarıyla ket vurulmaya çalışılmakta. Oysa olgular her şeye rağmen onları yazanları silinmez bir bütün olarak varlığını sürdüreceği gerçekliği asla değişmeyecek.

“Yeni bir bilimsel gerçek, karşıtlarını ikna edip onların ışığı görmesini sağlamakla bir zafer kazanmaz. Daha ziyade, bu karşıtlar nihayetinde ölürler ve yeni nesiller, gerçeklere alışık olarak büyür.” Max Planck

(Antoine Lavoisier)

1794 Fransa’sına ve çağın ötesindeki bir deha olan Antoine Lavoisier; “Doğanın tüm işleyişlerinde hiçbir şeyin yoktan var, vardan yok edilemediği” gerçekliğini tüm deneysel dönüşümlerle ortaya koyduğunda karşısında; “Cumhuriyet’in bilginlere ihtiyacı yoktur!” yanıtını aldı ve suçsuz yere 51 yaşında giyotinle kesilerek hayatına son verildi. Cellat, onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde, Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için okuduğu kitabın arasına bir kitap ayracı koyduğunda ölümünün ardından o ayracı kaldıran milyonlarca kimyager, onun attığı temeller üzerine onu her daim modern kimyanın babası olarak hatırlayacak ve devrimlerini bilim ile gerçekleştirilecekti. Şu bir gerçek ki dünya artık değişim içerisindeydi bu değişime ayak uyduramayanların yitip gittiği bir değişimdi…

Bilimsel Otorite

İlk olarak bu kavram ile filozof Robert P. Crease’nin On Düşünürün Bize Bilim ve Otorite Hakkında Ne Öğretebileceği (The Workshop and the World: What Ten Thinkers Can Teach Us About Science and Authority) adlı kitabında tanıştım. Crease, kitapta bilimsel otorite kavramından söz ediyor ve burada yer alan on düşünür arasında ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’te yer almakta. Crease, Osmanlı Devleti 18. yüzyılın ortalarında ciddi askeri yenilgiler almaya başladığında bunun sebebinin bilim ve yenilik eksikliği olarak görülmesine vurgu yapar. Çünkü Crease’e göre bilim algısı ve otoritesi araçlara, yöntemlere, çizelgelere ve verilere değil, yalnızca insan ve ideoloji bütününde ilerliyordu. Nitekim tespiti doğruydu. Öne sürülen bilimsel çalışma hakkındaki kararlar 1 insan tarafından ideoloji bütününde irdelendiğinde sonuç sadece Takiyüddin’in rasathanesinin yıkılması ile sonlanmadı. Koca bir imparatorluğun çökmesiyle sonuçlandı. Yeniden ayağa kalkmanın yolu ise bilim otoritesinin hür ve verilere dayanarak sağlam dayanaklarla Mustafa Kemal Atatürk’ün inkilâplarıyla gerçekleşti.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” Mustafa Kemal Atatürk

Bruno, Galileo ve Lavoisier’ın olguları ortaya koymasının sonucunda yargılanmasının ardından günümüze kadar sürecek bir değişime neden oldu. Halk sessizliğe bürünmedi. Aydınlanma yaşadı. Rönesans, reform ve ihtilal hareketiyle düşünce yapısını hür ve sorgulamaya açık bir şekilde şekillendirerek kiliseye ve yöneticilere karşı geldi. Şüphesiz ki Mustafa Kemal Atatürk gibi tarihi detaylı analiz etmiş ve ders çıkartmış liderler Bruno, Galileo ve Lavoisier’ın yaşadıklarını tekrar yaşatmayarak bilim otoritesinin ideoloji bağlamında asla sağlanamayacağını ve bu otoritenin yalnızca araçlarla, verilerle, gözlemlerle ve sorgulamaktan geçtiğini, topluma anlatma ve eğitme mücadelesiyle gösterdi.

Giordano Bruno evrenin sonsuz olduğunu ve başka dünyalar içerdiğini korkusuzca söylediğinde, Galileo Galilei Jüpiter’in uydularını gözlemlendiğinde, Antoine Lavoisier modern kimyanın temelini attığında; olgular değişmedi, onlar insanoğlunun ideolojilerini sorgulamaya sevk etti. Çünkü olgular mahkeme kararlarına rağmen değişmemeye devam edecekti.

Kaynaklar:

Giordano BrunoSarkaçNatureAntoine LavoisierAçık Radyo

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s